Otizm, günümüzde en çok merak edilen ve araştırılan gelişimsel farklılıklardan biridir. Peki otizm ne demek? Otizm spektrum bozukluğu, bireylerin sosyal iletişim, davranış ve ilgi alanlarında farklılık göstermesiyle tanımlanır. Tıbbi tanı kriterlerinde farklı alt gruplar yer aldığı için otizm, tek bir bozukluk değil; çeşitli türlerden oluşan geniş bir spektrumdur. Bu nedenle literatürde “otizm çeşitleri” ya da “otizm spektrum bozukluğu” şeklinde adlandırılır.
Otizm belirtileri her bireyde farklı düzeyde ortaya çıkabilir. Kimi çocuklarda hafif otizm belirtileri görülürken, bazı durumlarda daha ağır seyreden türleri mevcuttur. Aşağıda otizmin alt türlerini ve özelliklerini detaylı şekilde inceleyelim.
Otizm spektrum bozukluğu, günümüzde “otizm” kavramını tanımlamak için en sık kullanılan terimdir. “Spektrum” kelimesi, bu bozukluğun tek tip bir tablo olmadığını; farklı derecelerde ve farklı şekillerde ortaya çıkabileceğini vurgular. Yani her bireyde görülen otizm belirtileri aynı değildir. Bazı çocuklarda yalnızca hafif otizm belirtileri gözlenirken, bazı bireylerde ise iletişim, öğrenme ve sosyal yaşamı önemli ölçüde etkileyen daha ağır formlar görülebilir.
Otizm spektrum bozukluğu, genellikle 3 yaşından önce kendini belli eder. Ancak belirtiler her çocukta farklılık gösterebilir. Kimi çocuk konuşma gelişiminde gerilik yaşarken, kimileri göz teması kurmakta zorlanır veya tekrarlayıcı davranışlar sergiler. Bu nedenle otizm tanısı, uzmanlar tarafından yapılan kapsamlı değerlendirmeler sonucunda konur.
Spektrumun geniş olması, “otistik birey” tanımını da çeşitlendirmektedir. Örneğin bir çocuk sosyal iletişimde zorlanabilir ama matematiksel becerilerde üstün olabilir; bir başkası ise güçlü hafızasıyla dikkat çekebilir. Bu durum, otizmin tek boyutlu bir hastalık değil, çok yönlü bir gelişimsel farklılık olduğunu gösterir.
Otizm spektrum bozukluğu yaşam boyu devam eden bir durumdur. Ancak bu, bireylerin topluma uyum sağlayamayacağı anlamına gelmez. Erken yaşta alınan özel eğitim, psikoterapi, konuşma terapisi ve aile desteği sayesinde otizmli çocuklar sosyal yaşamda çok daha bağımsız hale gelebilir. Doğru yönlendirmeler ve sabırlı bir destek süreci, bireylerin hem kendilerini ifade etme hem de toplum içinde üretken olma becerilerini güçlendirir.
Atipik otizm, klasik otizm tanısı almak için gerekli tüm kriterleri karşılamayan ama yine de otizme özgü bazı belirtiler gösteren bireyler için kullanılan bir tanıdır.
Atipik otizm, genellikle “hafif otizm belirtileri” ile karıştırılır. Ancak tanı koyulurken detaylı psikiyatrik ve nörolojik değerlendirmeler yapılması gerekir
Rett sendromu, genetik geçişli bir nörogelişimsel bozukluktur ve yalnızca kız çocuklarında görülür. İlk başta çocuk normal gelişim gösterirken, ilerleyen aylarda motor becerilerde ve iletişimde ciddi gerilemeler yaşanır.
Bu bozukluk, ilk yıllarda normal gelişim gösteren bir çocuğun, 2–4 yaş arasında edindiği becerileri hızla kaybetmesiyle ortaya çıkar.
Bazı çocuklarda otizm belirtileri görülse de klasik tanı kriterlerine uymayan durumlar vardır. Bu vakalar “başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk” kategorisinde değerlendirilir.
“Asperger sendromu” otizm spektrumunun daha hafif formlarından biridir. Klasik otizmden farklı olarak dil gelişiminde belirgin bir gecikme ya da ciddi zihinsel yetersizlik görülmez. Bu nedenle birçok Asperger tanılı çocuk, akademik olarak yaşıtlarıyla aynı seviyede, hatta bazı alanlarda daha ileri düzeyde olabilir.
Asperger tanısı alan bireyler genellikle ortalama ya da üstün zekâya sahiptir. Ancak sosyal iletişim ve empati konusunda zorluk yaşamaları, onların günlük hayatını ve sosyal ilişkilerini doğrudan etkiler. Karşılıklı sohbetlerde sırayı beklemekte, duyguları anlamakta ya da esprileri kavramakta güçlük çekebilirler. Bu durum çevreleri tarafından yanlış anlaşılmalarına yol açabilir.
Asperger bozukluğu olan bireylerin dikkat çeken özelliklerinden biri, belirli konulara yoğun ilgi duymalarıdır. Örneğin, trenler, astronomi, bilgisayar programlama, tarih veya matematik gibi konulara olağanüstü bir odaklanma gösterebilirler. Bu ilgi alanlarında derin bilgi sahibi olmaları onların güçlü yönlerini ortaya çıkarır. Ancak bu yoğunlaşma sosyal ilişkilerinde sınırlılıklara sebep olabilir.
Günlük yaşamda Asperger sendromu olan bireyler değişikliklerden hoşlanmaz ve rutinlerine bağlı kalmayı tercih ederler. Motor becerilerde koordinasyon zayıflığı, bedensel hareketlerde beceriksizlik de görülebilir. Erken tanı, sosyal beceri eğitimleri ve aile desteğiyle Asperger bozukluğu olan bireyler hem güçlü yanlarını keşfedebilir hem de topluma uyum sağlayarak başarılı bir yaşam sürebilir.
Frajil X sendromu, otizme yol açabilen en yaygın genetik nedenlerden biridir. X kromozomundaki bir genetik mutasyondan kaynaklanır ve özellikle erkek çocuklarında daha sık görülür. Bunun nedeni, erkeklerin yalnızca bir X kromozomuna sahip olmasıdır.
Frajil X sendromu, zihinsel gelişim geriliği ile birlikte seyreder. Bu sendroma sahip bireylerde öğrenme güçlükleri, dikkat eksikliği ve davranışsal problemler sıkça rastlanır. Ayrıca sosyal iletişim sorunları nedeniyle, çoğu zaman otizm spektrum bozukluğu ile birlikte değerlendirilir.
Belirtileri arasında dil gelişiminde gecikme, tekrarlayıcı davranışlar, kaygı bozuklukları ve hiperaktivite bulunur. Frajil X sendromu olan çocukların bir kısmında ise el çırpma, huzursuzluk veya çevresel uyaranlara aşırı hassasiyet görülebilir.
Bu sendromun tedavisi kesin olarak mümkün olmasa da erken yaşta alınan özel eğitim, terapi yöntemleri ve aile desteği, çocukların sosyal ve akademik becerilerini geliştirmelerinde büyük önem taşır. Genetik danışmanlık da ailelerin bu konuda bilinçlenmesine yardımcı olur.
Çocukluk şizofrenisi, oldukça nadir görülen ama ciddi bir ruhsal bozukluktur. Genellikle 12 yaş öncesinde ortaya çıkar ve çocukların gerçeklik algısını önemli ölçüde etkiler.
Bu bozuklukta çocuklarda halüsinasyonlar (olmayan sesler duymak, hayali şeyler görmek), gerçeklikten kopma, hayali arkadaşlarla konuşma veya sıra dışı düşünceler görülebilir. Bu belirtiler, erken dönemde otizm belirtileriyle karıştırılabilir. Örneğin, sosyal iletişimde zorluk veya konuşma sorunları hem otizmde hem de çocukluk şizofrenisinde gözlenebilir. Ancak şizofrenide özellikle “gerçeklik algısının bozulması” çok daha baskındır.
Çocukluk şizofrenisi olan bireylerde duygusal tepkilerde uyumsuzluk, düşüncelerde dağınıklık, okul başarısında düşüş ve sosyal izolasyon sıkça rastlanan durumlar arasındadır. Bu bozukluk yaşam boyu devam edebilir ve bireyin gelişimini ciddi şekilde etkiler.
Tanı konulduktan sonra uzun vadeli tedavi planı gerekir. İlaç tedavisi, psikoterapi, aile desteği ve sosyal beceri eğitimleri ile çocuğun yaşam kalitesi artırılabilir. Erken tanı ve tedavi sürecine başlanması, ilerleyen dönemlerde bireyin toplumsal uyumunu kolaylaştırır.
Edinsel epileptik afazi, diğer adıyla Landau-Kleffner sendromu, nadir görülen bir nörolojik bozukluktur. Bu sendromda çocuklar, başlangıçta normal dil gelişimi gösterirken zamanla epileptik nöbetlerin ortaya çıkmasıyla birlikte konuşma becerilerini kaybetmeye başlar. Yani çocuk, daha önce öğrendiği kelimeleri kullanmakta ve anlamakta zorlanır.
Bu durum işitme engeli ile karıştırılabilir; ancak işitme testleri normal çıkar. Asıl sorun, beynin dil merkezinde epileptik aktivite nedeniyle meydana gelen bozulmadır. Çocuk, çevresinden gelen sesleri işitse bile, bu sesleri anlamlı kelimelere dönüştürmekte güçlük çeker.
Landau-Kleffner sendromu, kimi zaman otizm belirtileri ile karıştırılabilir. Çünkü çocuklarda iletişim sorunları, sosyal uyumda zorluklar ve davranışsal problemler görülebilir. Ancak bu bozukluğun en ayırt edici yönü, epileptik nöbetlerin eşlik etmesi ve konuşma becerisinin ilerleyen dönemde kaybolmasıdır.
Tedavide antiepileptik ilaçlar, konuşma terapileri ve özel eğitim programları önemli rol oynar. Erken müdahale, çocuğun iletişim becerilerini koruması açısından oldukça kritiktir.
Gelişimsel dil bozukluğu, çocukların dil gelişiminde gözlenen ciddi gecikme ve bozulmalarla karakterizedir. Bu durum, “gelişimsel disfazi” olarak da bilinir. Çocuk yaşıtlarına göre çok daha geç konuşmaya başlar, kelime dağarcığı sınırlı olur ve cümle kurmakta güçlük yaşar.
Otizmden en önemli farkı, bu bozuklukta temel problemin yalnızca dil gelişiminde olmasıdır. Yani çocuk sosyal iletişim kurmaya istekli olabilir, göz teması sağlayabilir, çevresiyle etkileşime girebilir; fakat kendini ifade etmede ciddi sorun yaşar.
Bazı çocuklarda konuşulan dili anlamakta zorluk da eşlik edebilir. Örneğin basit yönergeleri yerine getiremeyebilir ya da söylenenleri yanlış yorumlayabilir. Bu durum okul çağında akademik başarıyı da olumsuz etkileyebilir.
Erken tanı konulduğunda konuşma terapisi, dil gelişimini destekleyen oyunlar ve aile ile işbirliği sayesinde önemli ilerlemeler kaydedilebilir. Gelişimsel dil bozukluğu tedavi edilebilen bir durumdur; bu yüzden ailelerin çocuklarının konuşma gelişimini dikkatle takip etmesi gerekir.
Otizm spektrum bozukluğu ve diğer gelişimsel farklılıklar, her çocukta farklı şekilde ortaya çıkabilir. Bu nedenle “otizm çeşitleri”, “otizm belirtileri” ya da “otizm hastalığı nedir” gibi sorulara en doğru cevabı ancak uzman değerlendirmesi verebilir. Erken tanı ve doğru terapi yöntemleri sayesinde çocukların sosyal, akademik ve duygusal gelişiminde büyük ilerlemeler kaydedilebilir.
Ailelerin bu süreçte en önemli sorumluluğu, çocuklarının farklılıklarını erken fark etmek ve doğru zamanda harekete geçmektir. Eğer siz de çocuğunuzda otizm belirtilerine benzer davranışlar gözlemliyorsanız ve uzman desteği ya da uzman psikolog desteği almak isterseniz Defnar Psikoloji sitesi üzerinden bize ulaşabilirsiniz. Doğru adımlar, çocuğunuzun geleceğini olumlu yönde değiştirecek en değerli yatırımdı
Psikoloji Alanıyla İlgilenenlerin Dikkatini Çekebilecek Diğer Makaleler: